Blog

“Komşunun” Bilinen ve Bilinmeyen Tarihi – Burak Soyer / Ne Okuyorum

Rivayet odur ki; Tanrıların Tanrısı Zeus, evvelin de evveli bir zamanda dünyayı turlayıp bir “merkez” bulmaları için göğe bir çift kartal uçurmuş. Kartalların konduğu yer dünyanın merkezi olacakmış. Orada hazır bulunan bir kâhin de insanların sorunlarını çözecekmiş. Yine rivayete göre o yer, Atina’nın batısında yer alan Delphoi’ymiş ve bin yıl boyunca da kehanetin “merkezi” olmuş.

Kâhin’in burada bin yol boyunca verdiği mesajın ana fikri, “Kendini bil!” imiş. Aristoteles bununla ilgili, insanın toplumdan uzak kaldığında bir canavar ya da tanrı haline gelme ihtimalinden mütevellit, insanın “toplumsal bir hayvan” olduğu yorumunda bulunmuş. Bu yorum, insanların kendilerini nasıl yönetebileceğine dair bir fikir ortaya çıkarmış: “Demokratia”. Bu fikir öyle güzel, öyle hoşmuş ki, onlarca iç ve dış savaşa rağmen kırıntılarından da olsa az birazı ayakta kalmayı hep başarmış. Ayrıca “demokratia”, hayata sadece bir amacı değil iyiliği, güzelliği, anlamı da katmak için doğmuş. Ve o dönemde insanlara kendilerini yönetmelerinin dışında, sanat ve bilimde de yaratıcı olmaları için ilham kaynağı olmuş.

Erken tarih boyunca Yunanlar dünyanın dört bir yanına gitmişler ve nereye giderlerse gitsinler insanın hayatına güç dışında da anlam katma çabasını da beraberinde götürmüşler. Bu sayede de Büyük İskender’in İmparatorluğu da, Avrupa’yı fethedilmekten kurtaran Roma İmparatorluğu da Yunanların kültürünü benimseyip içselleştirmiş. Kuzey İtalya’nın Rönesans sarayları da Avrupa’nın Aydınlanma Çağı filozofları da Yunanlardan ilham almış.

Batı, uygarlığını Yunanlara borçludur,” diyor Britanyalı tarihçi James Heneage ve devam ediyor: “Gerek Yunanistan’ın bağımsızlık mücadelesine ve Yunan ulusunun on dokuzuncu yüzyıldaki büyümesine katkı sağlayarak; gerek Nazi zulmüyle ve savaş sonrası ekonomik krizle mücadelesinde yardım ederek; gerekse yirminci yüzyılda Avrupa Birliği’ne katılım sürecindeki duruşuna destek vererek sıklıkla geri ödediğimizi düşündüğümüz bir borç. Ancak bu desteğin çıkar gözetmediği nadirdi ve Yunan halkı ağır bedeller ödedi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere ve Amerika, bir iç savaşın çıkmasını kolaylaştırdı. Bu, yarım yüzyıl süren bir siyasi kargaşaya ve gelişmiş bir ekonominin şimdiye kadar yaşadığı en kötü mali krize yol açtı. Yunanistan’ın krizden “kurtulması” için konulan ağır şartlar Avrupa’nın artık borcunu tamamen ödediğini düşündüğünü gösteriyordu.” Ancak burada bir es veriyor Heneage ve durumun hiç de öyle olmadığını söylüyor: “Demokrasi anlayışımız, önümüzdeki onyıllar boyunca daha önce hiç olmadığı kadar sorgulanabilir. Mevcut haliyle varlığını sürdürmesi pek mümkün görünmüyor. Yunanların antik, modern ve çağdaş hikâyesinin demokrasiyi yeniden keşfetmemize yardımcı olabileceğine inandığım için bu kitabı yazdım.”

Bahsettiği kitap, James Heneage’in Say Yayınları etiketiyle, Mukadder Şahin’in çevirisiyle yayınlanan Kısa Yunanistan Tarihi. Başta tüm Avrupa olmak üzere dünyanın epeyce bir yerinin politik, sosyolojik, kültürel anlamda mevcut durumuna tümden ya da dolaylı olarak katkıda bulunan Yunanistan’ın, yazarın deyimiyle “hikâyesini” anlatan, “Kısa Yunanistan Tarihi”, sadece bir halkın değil binlerce yıl içinde var olmuş onlarca medeniyetin geçmişini Homerik Çağ’dan başlayarak günümüze gelene kadar mercek altına alıyor.  Dil, felsefe, sanat, demokrasi ve daha birçok şeyin şekillendiği Yunan uygarlığının “el değmemiş” noktalarına inen “Kısa Yunanistan Tarihi”, yakın dönem Yunanistan’ının bölünmesini, diktatörlerce tekrar başlayan kurtuluşunu ve genişlemesini, Nazilerin işgalini, iç savaşı ve ülke tarihinin en büyük ekonomik krizine değinirken yazar Heneage’in ısrarla vurguladığı, demokrasinin bugünü ve geleceği hakkında da çok şey söylüyor.